Sözleşmeli üsteğmen Adem Gürbüz geçtiğimiz günlerde Dudullu’da bir camide intihar ederek hayatına son verdi. Cenazesi memleketi Erzurum’da toprağa verilen Gürbüz’ün yaşam öyküsü, 15 Temmuz sonrası Türkiye’sinin hali pür melalini gözler önüne seriyor.

Trakya Üniversitesi Arkeoloji Bölümü mezunu Gürbüz, atanamayınca önce askeri sınavlara girip subay oldu. 15 Temmuz’dan sonra yaklaşık üç ay hapis yattı. Tahliyesinin ardından Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki (TSK) görevine Tekirdağ’da devam etti hemen sonrasında da üsteğmen rütbesiyle Afrin Harekatı’na gönderildi. 7-8 ay kadar savaş bölgesinde kalan Gürbüz'ün sözleşmesi, hakkında devam eden davadan dolayı yenilenmedi. KHK'li olmamasına rağmen hakkında açılmış davadan dolayı girdiği işlerde sigortası yapılmadı. Son olarak bir nakliye şirketinde hamallık yapan eski asker, geçtiğimiz günlerde ardında onlarca soru bırakarak bir cami minberinde intihar etti.  

Adem Gürbüz 1988 yılında Erzurum'un Tekman ilçesine bağlı Taşkesen'de dünyaya geldi. İlkokul, ortaokul ve liseyi Erzurum’da okudu. Babası devlet memuruydu. İkisi kız, beşi erkek olmak üzere yedi çocuklu bir ailede büyüyen Adem Gürbüz; küçüklüğünden beri asker olmak istiyordu. 

Liseyi bitirip ÖSS sınavına giren Adem, Trakya Üniversite Arkeoloji Bölümü’nü kazandı. Bölümünü başarıyla bitirdi. Bitirdikten sonra 2 -3 yıl kadar  atanmak için uğraştı. Atanamadı. Atanamayan birçok üniversite mezunu gibi o da polis ya da asker olmayı düşündü. İki meslek tercihi arasında çok gidip gelen Adem, sonunda askerliği seçti. Askeriyenin sınavlarına girdi. Kara Kuvvetleri Komutanlığı sınavlarını kazandı. 8 -9 ay kadar subaylık eğitimi gördü. Teğmen olarak görevine başladı.

15 Temmuz gecesi Adem ve bekar evinde beraber kaldığı arkadaşları Etimesgut’taki evlerinde uyuyorlardı. Ancak ikinci gün eğitim alan tüm subaylar gibi Teğmen Adem Gürbüz de, 200 kadar subayla birlikte gözaltına alındı. Üç ay kadar cezaevinde kaldı, ardından serbest kalsa da mahkemesi devam etti.

Cezaevinden çıkınca kendisi Tekirdağ’a tankçı subay olarak atandı. Bir süre burada görev yaptı. Ardından Afrin Harekâtı başladı. Adem Gürbüz, harekata üsteğmen olarak  katıldı, Afrin cephesinde 7 -8 ay kadar kaldı. Sonradan Malkara'ya geçti. Derken sözleşmeli personel olan Adem’in üç yıllık sözleşmesinin süresi doldu. Hakkında açılmış davası gerekçe gösterilip özleşmesi yenilenmedi. Böylece Adem Gürbüz için zor günler başladı. 

Askerlik mesleğine tekrar dönmek için mahkeme sonucunu bekledi. Aslında yakın bir zamanda mahkemenin sonucu da belli olacaktı. Mahkeme olumlu sonuçlanırsa Adem, sonucu idare mahkemesine götürüp göreve tekrardan dönmek için başvuru yapacaktı. Planı böyleydi. Çünkü masum olduğuna inanıyordu. O yüzden avukat dahi tutmadı. 

Yakınlarının anlattığına göre Adem sözleşmesi yenilenmeyince memleketi Erzurum’a dönmek istemedi. 

Sebebiyse oradaki insanlardan gelecek “Ne oldu? Niye oldu?” gibi soruların psikolojisini olumsuz etkileyeceği düşüncesiydi. Zaten gittiği bazı ortamlarda kendisine yönelik incitici ithamlara da rast gelmişti. O yüzden İstanbul'a abisinin yanına geldi. İstanbul'da önce kafelerde ve lokantalarda çalıştı. Fakat gittiği hiçbir yerde sigortası  yapılmadı. Çünkü çalıştığı yerler devam eden mahkemesini bildikleri için kendisini sigortalı çalıştırmıyordu. İşsizlik ve parasızlık onu zorlarken diğer yandan da mahkemenin sonucunu bekliyordu. 

Ailesi ona “Bir yerlerde güvenlik kursuna yazıl. Özel güvenlik kartını al ve güvenlik elemanı ol” tavsiyesinde bulundu. Genç adam denileni yaptı. Kursa gitti. Ne gerekliyse yaptı ama güvenlik kartını alamadı, yargılama her yerde karşısına çıkıyordu. 

Adem'in son iki ayını anlatan akrabaları onun hamallık yaptığını kaydederek, “Kimse ona sigorta yapmayınca bir nakliye şirketiyle anlaştı. ‘İş çıkınca beni arayın’ dedi. Böylece Adem son zamanlarını ev eşyalarını taşıyarak geçirdi. Bir süre ev eşyası ve mağaza eşyası taşıdı” diye konuşuyorlar. 

Ancak ne olduysa 21 Ocak'ta oldu. Normalde her gün saat 10 gibi yataktan uyanan, yatağını asker titizliğiyle toplayan Adem'in, o gün sabah saat 09.30’da telefonu çaldı. Telefon görüşmesinden sonra giyindi ve acele ile evden çıktı. 

O sabahı anlatan akrabaları, “Adem askeri personel olduğu için aile evinde de aynı disiplin ve düzenle yaşıyordu. Kendi yatağını daima kendisi düzeltip yapardı. Ancak o sabah  yatağını düzeltmedi” diyerek “o uğursuz günün” başlangıcını anlatıyor. 

O gün akşama doğru Adem'i arayan İstanbul’daki abisi, ondan akşam eve gelmeyeceği, Çekmeköy’de bir arkadaşında kalacağı cevabını aldı. 

Ancak bir sonraki gün saat 09.00 civarında Kartal Devlet Hastanesi’nden bir polis aileyi arayarak Adem'in camide intihar ettiğini söyledi. İntihar yeri Dudullu Merkez Camisi’ydi...

Peki, neden bu cami? Akrabalarının anlattığına göre Adem'in memur babası emekli olunca bir süre bu mahallede yaşadı. Bir abisinin mobilya dükkanı da o mahalledeydi. Yine diğer bir kardeşi burada inşaat işleriyle uğraşıyordu. Adem de üniversite okurken tatillerde onların yanına gelip gittiği için camiyi biliyordu.

İntiharın olduğu akşamı anlatan yakınları, kameraların bazı görüntüleri kaydettiğini ve bazı tanıdıkların da bu görüntüleri izlediğini beliriyor.

Kayıtlara göre Adem o gece yatsı namazının ardından ayakkabılarını alıyor, ayakkabılıkta dört numaralı kutuya bırakıyor ve caminin içine giriyor. Girdiğinde yatsı namazı kılındığı için içeride sadece iki kişi bulunuyor. Adem onlara görünmeden imamın hutbe okuduğu minberin altına saklanıyor. Kör nokta olduğu için kameralar o noktayı göremiyor.

Gece görüşlü kameraların kayıtlarına göre saat 21.00 ile 00.00 arası, yani üç saat boyunca Adem oradan hiç çıkmıyor. Gece yarısından sonra caminin orta yerine geliyor ve orada birkaç kez şınav çekiyor. Şınav çektikten sonra tekrar minberin arkasına geçip saklanıyor. Bir ara kapıya doğru geliyor sonra tekrar eski yerine dönüyor. Saat 3 civarında saklandığı yerden tekrar çıkan Adem, atkısını takıp montunu giyiyor. Üç tane rahle/tabure alıyor. Minberin üstüne çıkıyor. Görüntülerde ondan sonra bir şey görünmüyor.

Sabah camiyi açmaya gelen müezzin, minberde birinin asılı olduğunu görüyor. Müezzin çay ocağında sabah namazı için bekleyen cami cemaatini çağırıp emniyete haber veriyor. Aile ve akrabaların bildikleri bunlardan ibaret. 

Ancak aile durumun şüpheli bir ölüm olduğunu düşünüyor. Çünkü kendilerine yansıttığı ciddi bir sıkıntısının olmadığını öne sürüyorlar ve Adem'i sürekli koruyup kolladıklarını vurguluyorlar. Bu yüzden Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı'na gidip şikayette bulunan Adem Gürbüz’ün yakınları, şikayet dilekçesinde de Adem'in son bir ay boyunca kimle, ne zaman ne konuştuğuna dair telefon dökümünü istediler.

Adem'in askerlik mesleğini sevdiğini, tank komutanı olduğunu ve sürekli mesleğine dönüş özlemi içinde olduğunu anlatan akrabalarına göre; Adem inançlı, namazını kılan bir Müslümandı ve Kürt’tü. Hedefiyse mesleğinde rütbe olarak yükselmek, kendi tabiriyle Fethi Sekin, Ömer Halisdemir gibi isimlerin yolundan gitmekti.

Adem’in asker mantığıyla düşündüğünü, ailesiyle bile halk ağzıyla değil asker mantığıyla konuştuğunu anlatan yakınları onun “Bugün hamal da olabilirim başka bir şey de olabilirim ama bir gün devlet bizi anlayacak” dediğini belirtiyor.

Adem'in onuruna düşkün olduğunu, kimseye tamah etmediğini ifade eden akrabaları, "Altı aydır dışarıda ama bizden sadece bir kere 150 TL istedi. Hemen yolladık" diyor. 

Tüm bu olanlardan sonra ailesine göre Adem'in hikayesinin en garip noktası intiharı camide gerçekleştirmiş olması. Namazında niyazında bir gencin cami minberinde intihar etmesini anlamadıklarını söylüyorlar.

Dünya tarihinde böyle bir şeyi duymadıklarını söyleyen akrabalar, "Mesajı neydi? Rabbine nasıl sığındı? Bize ne demek istedi? Çaresiz mi kaldı? Dünya tarihinde olmuş bir şey değil böyle bir şey?" diyerek ölüm acısıyla beraber omuzlarına birçok soru işaretinin yüklendiğini ifade ediyorlar.