Yavuz ve Midilli

İlk defa okuyacağınız muhteşem tarih.Yavuz`un muhabere astsubayının kaleminden.

Yavuz ve Midilli

Deniz kültürünü ele almaya devam eden ve “Rüzgâr Esmeden Deniz Kıpırdamaz” sloganıyla yola çıkan Yeni Deniz Mecmuası, 16’ncı sayısında Gülten Akın’ın “Çağrı” ve William Butler Yeats’ın “Bizans’a Yolculuk” adlı şiiriyle okurla buluştu.Yavuz gemisinin Midilli ile birlikte yaptığı İmroz Harekatı’nda Yavuz’un muhabere astsubayı olan G. Eisele’nin kendi gözünden yaşananları anlattığı daktilo edilmiş metni Almancasından tercüme ederek dünyada ilk kez Yeni Deniz Mecmuası dergisi yayınladı.

Yeni Deniz Mecmuası dergisinin 16. Sayısında yer alan metinde, Midilli gemisinin batışını da çok detaylı bir şekilde anlatan Eisele’nin gözlemlerinde, yer yer yoğun bir Alman vatanseverliğinin etkisini de görebilmek mümkün.

İşte Alman Astsubay Eisele’nin 7 sayfalık metni:Karadeniz’den gelerek güneydoğu istikametinden İstanbul Boğazı’na doğru yol aldığımızda tarih 20 Ocak 1918 idi. Güneş sıcak ışınlarını adeta bizim heybetli Goeben’imizin (Yavuz) yolunu açmak istercesine hafif puslu dalgalarını üzerine yolluyordu. Yakındaki kıyılardan bize candan hoş geldiniz selamları gönderiliyordu, zira bizim mavili çocuklar Türkiye’de halkın sempatisini kazanmış vaziyette idiler. Bizim daimî bekleme yerimiz olan İstinye Körfezi’nde demir atıldı. Yeni görevler bizi bekliyordu. Römorkörler gemimize yanaştılar ve acil olarak gerekli olmayan eşyaları güverteden indirdiler. Yıllardan beri Türk karasularında kruvazörler ile seferler yapan herkes bu işi icra etmenin ne anlama geldiğini çok iyi bilir. Bütün hazırlıklar, mayınlarla dolu tehlikeli Ege Denizi sularına doğru bir çıkarmayı işaret ediyordu.”

“GOEBEN DÜŞMANLAR TARAFINDAN YERLEŞTİRİLMİŞ BİR MAYINA ÇARPMIŞTI.”

“Yaklaşık 3 saat sonra yola çıkmaya hazır hale geldik, demirimizi aldık ve seri bir şekilde yola çıkarak İstanbul Boğazı’nı arkamızda bıraktık. Galata Kulesi’nin önünden geçerken kendimize has sinyalimizi vererek, dümenimizi Marmara Denizi’nin sakin sularına doğru kırdık. (Akşamüzeri) saat 4’te Breslau (Midilli) ve birkaç torpidobot ile bir araya geldik. Makineler stop emri verildi ve hemen ardından bütün gemi kumandanları son görüşmeyi yapmak üzere amiral gemisi Goeben’in güvertesinde bir araya geldiler. Bu arada artık saat 6 olmuştu. Kan kırmızı görüntüsüyle giderek alçalan güneş ufukta yavaşça kayboluyordu. İçimizdeki cesur denizcilerden bazıları belki de bunu son defa görüyor olabilirdi. Breslau hemen arkamızda dümen suyu hizasında bizi takip eder vaziyette düşük hızla Çanakkale Boğazı’na doğru yola koyulduk. Gece karanlık ve serindi.  Sabaha karşı saat 3’te adını bildiğimiz o caddenin girişinin başına gelmiştik. Her iki gemimiz de Küçük Asya’nın dik ve sarp inen kıyıları boyunca yılankavi bir şekilde yavaşça ilerliyordu. Orada bulunan herkesin hiçbir zaman unutamayacağı anlar yaşanıyordu.

Gece giderek kayboluyor ve doğu tarafından günün griliği yavaşça yükseliyorken artık Seddülbahir’in hizasına gelmiştik. Hızla tehlikeli suların içine doğru daldık. Birinci hedefimiz İmroz Adası’ydı. Artık adayı görebiliyorduk. Birden saat 6. 42’de bir darbe ve bir patlama oldu. Sarsılmalar ve titremelerle birlikte geminin muazzam gövdesinde gedikler açıldı ve o devasa gemi sol tarafına doğru yattı. Goeben düşmanlar tarafından yerleştirilmiş bir mayına çarpmıştı. Mamafih bu durum planlarımızda bir değişikliğe yol açmadı. Suyla dolan bölümler kapatılarak kontrol altına alındı ve yola devam edildi. Herkesin sinirleri gerilmiş vaziyette adaya yaklaştık. İngiliz birlikleri henüz uykudaydı. Önümüzde telsiz ve işaret istasyonu giderek daha belirginleşiyordu. Ateş başladı. Büyük bir infilak sesiyle birinci salvolar topların namlularından çıktı. İkinciler devam etti. Artık saniyeler dakikalar gibi geliyordu. Her iki istasyon da çok kısa bir süre içerisinde yanarak, yerle bir olmuştu.

Fakat bu arada düşman da uyanmıştı. Keşif görevi için en önde bulunan Breslau gemisi iki monitör ile bir tane kruvazörün gelişini haber verdi. Hepsi birden ateş etmeye başladılar. Mamafih sevinçleri kısa sürmüş olmalıydı. Birkaç dakika sonra biz de oraya vardık. Toplarımızın arka arkaya salvo atışlarının ahenkli patlamaları adeta bir gök gürültüsünü andırır gibiydi. Toplarımız başarıyla ateş ediyordu. Kısa bir süre sonra monitörlerden büyük olanı denizin dibini boyladı. Küçük olan ise alabora olmuş vaziyette denizin üzerinde sürükleniyordu. O esnada geriye kalan kruvazörün üzerine de ateş açtık. Ve işte ondan sonra tüyleri ürperten ihtişamlı bir görüntü ortaya çıktı. Arka arkaya salvo atışları kruvazörün gövdesini yırtıp, parçaladı ve kruvazör nihayetinde bir daha görülmemek üzere Ege Denizi’nin mavi sularına gömüldü.”

“BİR MAYININ ÜZERİNDEN GEÇTİK”

“Bir gösteri sona ermişti. Sevincimiz çok büyüktü.  Yine de bu uzun süre devam edemezdi.

Bu arada muhrip gemilerle ve denizaltı gemileriyle çarpışmalardan başarıyla çıkmış olan Breslau emri almıştı: ‘Lideri takip et!’

Güneşin aydınlattığı o ince gövdesiyle bize doğru yaklaşması bugün bile gözlerimin önünde.

Onunla bizim gemimiz arasındaki mesafe giderek azalıyordu. Bu nedenle endişesiz bir şekilde bizim ikinci varış hedefimiz olan yakınlardaki Limni Adası’na bir ziyaret gerçekleştirmek üzere yola devam ettik.

Birdenbire tekrar şiddetli bir ses duyuldu. Breslau’da bir patlama olmuştu. Birkaç kelime ile haber geldi: ‘Amirale; bir mayının üzerinden geçtik, manevra kabiliyetimiz yok.’ Ne olmuştu böyle? İnfilak nedeniyle pervanesi ve dümeni parçalanmış bir surette ve hareket edemez halde bir aşağı bir yukarı sallanıp duruyordu.

Keder ve üzüntü içerisinde, bezgin bir halet-i ruhiye ile yardımcı olabilmek için savunmasız bir vaziyette duran küçük kardeşimizin yanına doğru gittik. Makinelerimizi geri çalıştırarak Breslau’nun 100 metre yakınına kadar geldik. Ama kulaklarımızda basınç yapacak kadar bu ikaz çığlıkları da neydi.

Ağır yaralı haldeki Breslau’daki insanlar bütün güçleriyle bağırıyorlardı: ‘Mayınlar, her yer mayın dolu.’ Motorlarımız derhal azami güç ile ileriye doğru çalıştılar. Fakat ne yazık ki çok geçti.

Muazzam bir sarsıntı, tıslama sesi, yukarıya doğru yükselme ve bir infilak sesi duyuldu. İkinci isabet eden mayın gemimizin gövdesinin yırtılmasına sebep olmuştu. Vaziyet çok ciddiydi. Durumu kısaca tarif etmek gerekirse ya herru, ya merru idi.

Gemi durmuştu!

Saatler 10.30’du. Güneş gökyüzünde haşmetli bir şekilde yükseldi. Fakat bizim durumumuz daha da kötüye gidiyordu. Bir grup düşmana ait bombardıman uçağı güneşin ışıklarını adeta gizlenmek için bir örtü gibi kullanarak üzerimize doğru geliyordu. Bombalar arka arkaya vızıldayarak suya düşüyordu.  Bununla birlikte güvertemizin üzerine sıçrayan mermi parçaları fazla bir zarar vermediler. Bütün bunlara rağmen bizim takdir edilesi gemimiz ilerlemeye devam ediyordu. Arka arkaya kısa aralıklarla iki patlama sesi üzerine bakışlarımızı bizim sevgili Breslau’mıza çevirdik. Bu en son isabet eden mayınlar bizim savunmasız zavallı gemimizin hayatını sona erdirmişti. Gemi, ölümcül yaralarıyla yavaş yavaş derinlere doğru kayıyordu. Güneşin parlak ışıkları bizim sadık dostumuzun şanlı pruvasını son bir defa altın sarısı renge boyadı ve gemi battı.”

“ÜÇÜNCÜ DEFA BİR MAYININ KURBANI OLMUŞTUK”

“Mürettebatın bizim tarafımızdan kurtarılabilmesi imkânsız görünüyordu, çünkü biz o esnada ağır yaralı gemimizi korunaklı limana götürebilmek için bütün gayretimizi göstermekle uğraşıyorduk.

Uçaklar, denizaltı gemileri ve destroyerler tarafından takip edilen Goeben, mayınların ve de serseri mayınların arasından geçerek ikinci vatanına doğru yola koyulduğunda herkes bir parça olsun ferahlamıştı. Sıkıntılar ve zorluklar arkamızda kalmış gibi görünüyordu. Ama bir müddet sonra yine bir gümbürdeme ve infilak sesi duyuldu.

Işıklar kısa süreli olarak yanıp sönüyor ve bütün gemi karanlıkta kalıyordu. Birden gemi sol tarafına doğru yatar gibi oldu. Üçüncü defa bir mayının kurbanı olmuştuk. Artık ölüm saatimiz geldi çattı diye düşündük. Fakat yiğit gemimiz bizi yarı yolda bırakmadı. Şimdi Alman teknolojisi ve Alman malzemesinin neler yapmayı başarabileceğini gösterme zamanıydı. Bunlarla birlikte kusursuz derecede eğitilmiş mürettebatın zekâsı geminin dayanmasını sağladı.

Nihayet saat 11.15’te tehlikeli sulardan kaçıp, kurtulmuştuk. Bizi ilk önce selamlayanlar Alman uçakları oldu. Öte yandan bizi hala rahatsız etmeye devam eden düşman uçaklarının önlerini kestiler. Henüz 5 dakika geçmemişti ki ördeklerden ilki yanarak denizin sularına çakıldı.

Çanakkale’yi geçmiştik. Sevinçli bir şekilde Marmara Denizi’nin kıyılarına yakın vaziyette yola devam ediyorduk. Hepimiz bütün kötü durumları arkamızda bıraktığımızı düşünüyorduk. Maalesef yanılmıştık. Ben bile muharebe sinyal odasında artık ihtiyaç olmayacak olan hazırlıkları geri almak için köprüyü terk etmiştim. Neredeyse işimizi bitirmiştik. Birdenbire ayaklarımız yerden kesildi. Hiçbir şey duymamıştık. Kulaklarımızın aşina olduğu o bombaların bitmeyecekmiş gibi uzun süren patlama sesini bile duymamıştık. Acaba geminin su geçirmez bölmeleri mi parçalanmıştı? Gemi batıyor muydu? Herkes birbirine aynı soruları sormaya başladı. Yıldırım hızıyla koşarak, tekrar köprüye çıktık ve burada inanılmaz o manzarayı gördük. Kendi suyolumuz üzerinde haritada yanlış işaretlenen şamandıralar yüzünden Nara Burnu açıklarında karaya oturmuştuk. Hemen ardından yapılan kendi kendine kurtulma çabaları da başarısız oldu. Sabit bir halde olduğumuz yerde kala kalmıştık. Her saat düşman tayyareleri filolar halinde geliyorlar ve ölüm taşıyan o bombalarını bizim hareketsiz bir halde karaya oturmuş Goeben’imizin üzerine fırlatıyorlardı.”

“DÜŞMANIMIZA ADETA KURBAN BIRAKILMIŞ VAZİYETTE DURUYORDUK”

“Telsiz konuşmalarından henüz görünürlerde olmamalarına rağmen düşmanın Akdeniz filosunun tümünün alarm durumuna geçtiğini duyuyorduk. O günün gecesinde etrafımızda bize ateş eden destroyerler göründü, fakat başarılı olamadılar. Güvertede mürettebat canla başla çalışıyordu. Gemiyi imkânlar ölçüsünde hafifletebilmek maksadıyla bütün cephane boşaltıldı. Sabah saat 3’te tehlikeli pozisyonumuzdan kurtulabilmek için son bir deneme daha yaptık. Fakat çabamız boşunaydı. Gemi geriye doğru bir metre bile kımıldamadı. Çaresiz bir şekilde düşmanımıza adeta kurban bırakılmış vaziyette duruyorduk. Yediğimiz büyük darbeden dolayı toplarımızı da yeniden kullanılabilir hale getirmeyi başaramadık. Elimizdeki kıymetli insani malzemeyi de boş yere düşmana teslim etmemek için sabah saat 5’te derin üzüntü içerisinde gemimizi terk ettik. Bir vapur gelip, yanaştı ve bütün mürettebat vapura bindi. Bizim gemide sadece kumandanlar, yaverleri ile bir işaret nöbetçisi ve uçaksavar topçusu kaldı. Vapur uzaklaştı, Gelibolu’ya yakın bir yerde karaya yakın mesafede durdu ve gelebilecek şeyleri beklemeye başladı. Beklenen ateş açılması gerçekleşmedi, fakat uçaklar sıklıkla bizi ziyaret etmeye devam ettiler.

Bu arada saat 12’ye gelmişti. O esnada emir geldi: ‘Herkes gemiye binsin!’  Vapur tekrar Goeben’in yanına yanaştı ve çok kuvvetli bir bomba yağmuru altında herkes tekrar gemiye bindi.

Oradan tekrar kurtulabilme umudu giderek azaldığı için acı ve ıstırap dolu günler geçiyordu. Denemediğimiz hiçbir şey kalmamıştı. İnsanüstü bir çaba gösteriliyordu. Ve sonunda hiç kimsenin beklemediği bir şey oldu. 26 Ocak’ta kuzeyden esen çok kuvvetli bir fırtına İngiliz uçaklarının havalanmasını engelledi. İşte o gün bizim için hiçbir rahatsız edici engelle karşılaşmadan çalışabilme fırsatı doğmuştu.

Üç geminin yardımıyla biz de bütün gücümüzü kullanarak akşam saat 6.22’de tehlikeli bölgeden kurtulmayı başardık.

O esnada binlerce yürek kendiliğinden uzun uzun hurra haykırışlarıyla yaratıcısı ve kurtarıcısına şükranlarını sunuyordu. O bölgede daha fazla oyalanmadan fırtınalı gece boyunca Marmara Denizi’nin sükûnetli sularına doğru devam ettik.

27 Ocak sabahı saat 8’de çok güzel bir havada direklerimize bayraklarımızı çekmiş vaziyette İstanbul’da Sultanın sarayının (Dolmabahçe Sarayı) karşısında demirlemiş vaziyette duruyorduk. Ahali bizi büyük bir sevinçle selamlıyordu.

Hakkında birkaç defa kayboldu söylentileri çıkarılmış olan gemimiz Goeben’i anavatanımıza tekrar hediye etmiştik.

Bugün nerelerde bulunmak istersin, ey benim cesur yürekli savaş makinem.”

Güncelleme Tarihi: 05 Ocak 2020, 00:05
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER