İlber Ortaylı son halifeyi yazdı

İlber Ortaylı son halifeyi yazdı

Halifelik

95 yıl önce, 1924’te 3 Mart günü çıkarılan kanun gereği hilafetin lağvı ve Osmanlı ailesi üyelerinin yurtdışına sürgünü yürürlüğe girdi.

Abdülmecid Efendi son veliaht olarak mütareke döneminde padişahı açıkça tenkit etmek, İngilizlere uzak durmak ve Anadolu’ya sempatisini belirtmekle tanınmıştır. Saltanatın lağvedildiği 1 Kasım 1922 tarihinde TBMM iki fırkalı bir kanunla saltanat ve hilafeti birbirinden ayırarak saltanatı kaldırmıştır. Sultan Vahdeddin bu olaydan sonra dahi cuma selamlığına hem halife hem de padişah olarak çıkıyor. Bu olay üzerine 16 Kasım’da İhanet-i Vataniye ile TBMM tarafından suçlandırılıyor ve bu nedenle de 17 Kasım’da Malaya Zırhlısı’yla Türkiye’yi terk ediyor.

19 Kasım günü de TBMM Abdülmecid Efendi’yi yalnız halife olarak seçti. Bu, İslam tarihinde bir ilktir. 15 aydan fazla sürecek hilafeti sırasında Abdülmecid Efendi Batı dilleri arasında Almancayı Fransızca kadar iyi bilen, Arapça ve Farsçayı mükemmel bir edip, ressam, müzisyen bir kişilik olarak öne çıktı. Lakin saltanatın lağvını bir türlü kabul edememiş, hilafet ve saltanatın ayrılmasını da anlamamıştır. Bu ayrımı zaten başkalarının da fazla anladığı söylenemez. Gösterişli selamlık törenleri ve Ankara ile eskisinin aksine ihtilaflı konulara girişi, mali sıkıntıları için sürekli ek tahsisat talebi hoş karşılanmadı.

SÜRGÜNÜ TANIMADI

Netice itibariyle 3 Mart’ta çıkarılan hilafetin lağvı ve sürgün kanunuyla kendisi İstanbul valisi tarafından yüz yüze tebliğ edilen “24 saat içinde ülkeyi terk etmesi” kararına uymak zorunda kaldı. Kızı (Dürrüşehvar Sultan), oğlu (Şehzade Ömer Faruk), onların öğretmeni Keramettin Bey, kâtibi, iki eşi ile birlikte Sirkeci’ye değil Çatalca’ya götürülmüş, oradan hareket etmiştir. İsviçre vizeli tek yönlü pasaport, 2 bin sterlin tahsisatla sürgüne gidiyordu. Torunları, gelini ve Osmanlı Hanedanı’nın şehzade ve sultanlarının (prensesleri) sürgünü ise 15 gün kadar sonra gerçekleşti. Halife Abdülmecid İsviçre’de daha ilk günkü basın toplantısında kararı tanımadığını bildirdi. “Hükümsüzdür” dedi.

ALEYHTE ÇALIŞMADI

Lakin 1944’te Paris’in Amerikalılar tarafından kurtarılması sırasında ikamet ettiği Boulogne Ormanı civarındaki evinde vefat edene kadar Türkiye aleyhinde bir dernek kurduğu, siyasi faaliyetlerde bulunduğu, muhtelif devletler ve gruplarla bu konuda işbirliğine giriştiği görülmedi. Bu, hanedanın olgun tutumudur ve Türkiye’yi her şeyin üstünde görmelerinden ileri gelir. Zor şartlar altında yaşayan ne halifenin ne diğer hiçbir üyenin Avrupa bankalarında serveti bulunmadığı açık. Hanedanın reisi olarak ailenin yaşamı ve üyelerinin üzerinde gerekli müdahaleleri de yapmıştır. Dış dünyada ülkenin ve Osmanlı ailesinin yüzünü kızartacak bir olay görülmemiştir. Aileye hâkim bir reisti. Sanatçı kişiliğiyle hürmet görmüştür. Aile içi çekişmelerde kendisini tenkit eden üyeler hatta muhalif tavır alanlar vardır. Birinci Cihan Harbi’nden sonraki hanedanların yıkımında tahtı terk eden bütün hükümdar sülaleleri içinde bu görülür.

KALEME ALINIYOR

95 yıl geçti. Hilafet üzerinde ciddi ve aydınlatıcı tetkikler pek yok. Ansiklopedi maddeleri dışında müracaat edeceğimiz kaynak da bulunmuyor. Son olarak Murat Bardakçı’nın halife üzerinde yeni arşiv belgeleri bulduğunu, gerek kamusal kurumlardan gerek aile üyelerinden gelen bu bilginin onun değerlendirmesiyle bir toplu eserin kaleme alındığını duydum.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER