'Kepez'de bir imam var! Duydunuz mu?'

Doç. Dr. Bedia Koçakoğlu'nun kaleminden 'Kepez'de bir imam var! Duydunuz mu?'

'Kepez'de bir imam var! Duydunuz mu?'

Ölmek kolaydır, yaşamak ise ince bir işçilik. Hayatı solumak, dünyaya bırakılmış nefesinizi nezaketle bölüşmek ve gökkubede bir hoş seda bırakmak için çıkmışsanız yola yaşamak o zaman anlamlı olur. İşte bu yazıda böyle bir anlamı paylaşacağım sizlerle.

Bundan yaklaşık iki sene evvel bir öğrencim odama gelip bana bir davet iletti. “Hocam bizim mahallenin imamı sizi camiye davet ediyor?” Ne düşüneceğimi bilemedim başta. Bunca yıldır konferans, imza günü, söyleşi, panel gibi pek çok sebeple davet edilmiştim ama hiç kimse beni camiye çağırmamıştı. “Nasıl yani? Namaza mı çağırıyor? Anlamadım?” diyorum. Öğrencimde bir gülümseme “Yok hocam, mahallemizin imamı kariyer günleri yapıyor da sizi de konuşmacı olarak davet ediyor.” “Cemaat ne yapsın kariyer günlerini?” Kafamda deli sorular. Öğrencim anlatıyor uzun uzun. Kepez’in herhangi bir mahallesinin herhangi bir camiinde imamlık yapan biri yaz Kur’an kursuna gelen yaklaşık 180 öğrenciye Kur’an dersi dışında takviye kurslar (Matematik, Türkçe, İngilizce) ve kariyer günleri yapıyormuş. Düşünün camide projeksiyonla duvara yansıtılan, tahtada işlenen Matematik, Türkçe ve İngilizce dersleri. Her hafta gençlere motivasyon olması açısından gelip kariyerini nasıl elde ettiğini anlatan doktor, mühendis, eczacı, akademisyen gibi insanlarla buluşmalar. Dönerli, lahmacunlu, kebaplı öğle yemekleri… Dinlenme vakitlerinde cami bahçesinde imamla birlikte voleybol oynayan, dokuz taş, çelik çomak öğrenen çocuklar. Şaşkınlığım dinledikçe artıyor. “Tamam” diyorum. “İnşallah gideyim.” Ama bazen isteseniz de ya fırsat bulamamaktan ya da ihmal ettiğinizden gidilmiyor. Sonra da ruhunuzda derinlerde bir yerlerde sizi rahatsız eden bir ince sıkıntıya dönüşüp kalıyor gidemedikleriniz. Bir yerlerde biri rahatını bozup bir sevdanın peşine düşmüşken siz ona destek olmadınız diye ertelediğiniz zamanlara kızıyorsunuz.

İşte iki yıl sonra bu hafta nihayet güzel bir karşılaşma ile bu imamla tanışabildim. Hürmeti ve nezaketi, içine doğduğumuz medeniyetin bir nişanesi gibi dururken değerli hocamızdan ilk olarak özür diliyorum. “Siz hiçbir karşılık beklemeden bu milletin evladına hizmet ederken bizim yapacağımız tek şey gelip iki kelam etmekti, yapamadık mazur görün.” İncelikle gülümsüyor ve anlatmaya başlıyor. “Hocam ben Aksekiliyim. 2014 senesinde imam olarak Kepez’de göreve başladım. Ve aynı sene Cenab-ı Allah bana böbrek yetmezliği hastalığını nasip etti elhamdülillah.” Cümlenin burasında anlamsızca bakıyorum. Bir edebiyatçı olarak anlamıyorum dediğini. Anlamıyorum bu cümlenin içinde gizlenen dervişane aşkı, teslimiyeti, kabullenişi, Yaradan’a sevda yüküyle bağlanmanın katlanmayı nasıl kolaylaştırdığını. “Sonra da elbet öleceğiz ama böbrek yetmezliğinden ama başka sebepten. Öyleyse vakit geçirmeden gökkubbede bir hoş seda bırakmalı dedik ve gücümüz neye yettiyse başladık çalışmaya.” Merakla neler yaptıklarını dinlemek istiyorum, edeple eğilen baştan anlıyorum anlatmak istemediğini. Yıllar sonra özür dilememe vesile olan, görüşmemizi sağlayan, gayretlerini yıllardır yakından izlediğim bir diğer değerli insan Zafer Altıntaş Hoca devam ediyor.

Bir caminin bahçesine kurulan sahnede gençlerin programlar yaparak mahalleliyle iç içe nasıl bir şenlik ortamı oluşturduğunu, her ramazan aynı bahçede hayırseverlerden alınanlarla mahalledeki 600-700 kişiye nasıl iftar verildiğini, Polis Teşkilatının Kuruluşu, Çanakkale Şehitlerini Anma gibi özel günlerde gençlerle programlar yapıp binlerce insanı bir caminin bahçesine nasıl topladıklarını, Zeytin Dalı Harekatı’na destek için İsmet İnönü Teknik Lisesi öğrencileriyle nasıl destek programı hazırladıklarını ve bu okulun güzel gençlerinin nasıl atkı ve bere toplayıp Mehmetçiğe gönderdiğini, pandemide bile online program yaptıklarını, mahallenin gençlerinin dışında artık ailelerin de katıldığı sorulu cevaplı tartışmaları, katılımcıların istediği konuya göre davet edilen konuklarla sohbetler yapıldığını, bu çalışmanın İl Müftülüğü aracılığıyla diğer 19 ilçede de uygulanmaya başlandığını   dinliyorum.

İçimden neler geçiyor neler? Osmanlı’da camilerin bahçesine inşa edilen medreseleri hatırlıyorum. Camilerin sadece namaz kılınan yerler olmadığını, imamların bize romanlarda okutulan, filmlerde izlettirilenler gibi asık suratlı, elinde değnek, bir rahlenin başına oturmuş “a alı ala ula amburleyli ab ub” diye elifba cüzü öğreten insanlar olmadığını düşünüyorum. Cami medeniyettir, önce imana açılan nezakettir, inceliğin sessiz eli, yoksulun sığınacak kucağı, gariplerin duasına çatıdır cami. Cami bizi diğer medeniyetlerden ayıran “insan olma sanatı”nı üreten yegâne okuldur ve “insan”ın ta kendisidir cami.

Konuşmanın burasında araya giriyor uzun süredir sessizce dinleyen imam. “Hocam ah keşke camimizin bahçesinde bir kültür evi olabilse. O zaman daha çok gence ulaşır, daha geniş çapta faaliyetler yaparız. Aslında bunun için de uğraştık, belli bir noktaya getirdik ama imkânımız yetmedi. İnşallah Rabbim onu da nasip eder.”

Sevgili okur, o, Kepez’in herhangi bir mahallesinin herhangi bir camiinin herhangi bir imamı değil. O Kepez’in Sütçüler Mahallesindeki Mustafa Koç Camii İmamı Mehmet Erdem.

Ben hep şuna inandım, arkadan yürüyenler yönetici olamazlar, lider önden gider ve halkında ne görmek istiyorsa onlara öyle muamele eder, onu gösterir. Antalyalıların da Selçukludan bugüne medeniyetimizin incelik izini ruhlarında taşıdıklarını ve bunu hayatlarına geçirdiklerini biliyorum. Mehmet Hoca bunun sadece bir örneği.

Son sözümüz, ruhunu halkının önünde yürüten Kepez’in değerli yöneticilerine, Fatih Sultan Mehmet Han’a ait şu beyitle olsun:

“Arzuhal ister mi eltafın kabul-i hacete

Mukteza-yı himmetin muhtac-ı istid’a mıdır?”

KAYNAK: https://www.ilerigazetem.com/yazarlar/bedia-kocakoglu/kepezde-bir-imam-var-duydunuz-mu/4268/

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER