Fahri Kur'an Kursu Öğreticisinin kaleminden

FAHRİ KUR'AN KURSU ÖĞRETİCİSİNİN KALEMİNDEN MÜKEMMEL BİR MAKALE..

Fahri Kur'an Kursu Öğreticisinin kaleminden

Sabahın namazı ile mi başlardı günün aydınlığı, güneşin ışığı ile mi? Secdelerin ödülü müydü babacan güneş, kışın eşiğinde? Bu sabah da düşünüyordum, usulca hazırlandım, abartıyor muydum bilmem, Nuh'un gemisine yetişmek gibi her sabah.

Bu Sabah da yürüyordum, derme çatma evlerden çocukluğum da yürüyordu benimle. Bir elimde camii avlusunda ki imamın, cebinden verdiği şekerler vardı, diğer elim ise gölgemin ucundan tutuyordu. Soluğu her seferinde al yıldızlı bayrağın altında alıyordum...

Sanki o da bekliyor beni her sabah. Beni her seferinde buraya getiren tarih gibi. Herkesin evinde, katında olmaz… Binaları diğerinden ayıran da, baş ucunda dalgalanan şanlı al bayrak değil mi? Bu ilk bakışta dışarda ki insan için buranın resmi bir kurum veya kuruluş olduğu izlenimi için. Biz bayrağın çocukları için ise, her sabah ahde vefanın simgesi.

Sanki taş bina büyüyor büyüyor da, duvarlarından ecdadın kalkıp selamladığı bir buluşma yeri oluyor. Girişinde T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı filan kaymakamlık filan kuran kursu yazıyor. Oysa bir tabeladan fazlasıydı. Doğru ya!  Merdivenlerimizde halılar olur, bir eve gelmiş gibi hissederseniz kendinizi. Ak saçlı, ak tülbentli bir teyzenin diktiği masa örtüleri karşılar sizi, hemen hemen herkesin birer terapi odası gibi gördüğü küçük bir idare odası olur.

Hiç duymadığınız ne hikayeleri vardır insanların. Siz hiç kalbî avucunda analar gördünüz mü? Karşınızda, bir ceylan ürkekliği ile Allah'ın kelamına eğilmiş, ama hayran, ama gözü yaşlı…

Fazla da uzatmayayım! bu naçizane yazı fikrim aslında şöyle vuku buldu.Bir misafirimiz geldi, sınıflara  göz değdirmiş, sonra evrakların olduğu küçük bir odadaki sicil kayıt defterine, denetim defterine…

Duvarda ki Atatürk tablosu gözünden kaçmamışdı… Şaşkınlığını gizleyemeden mırıldandığı şey şu oldu; " Burası verim alıyor mu, bu kadar gelen oluyor mu". Şuydu demek istediği kaba tabirle "Bu kadarına da gerek yok." Sahi siz de ne de çok duymuşsunuzdur “…diyanet kapatılsın...” Kur'an kursları zaten yaygın hizmet. Hani olur ya bazen, talep edenler dahi verdiğiniz diploma ne işe yarıyor? Bir iş görür mü? derler ya hani...  Bu kısmına biraz açıklıklık getirmek elzem oldu…Sahi çok mu gerekli bu din hizmeti?Siz görev yaptığınız mahallede kaç kız çocuğunun okul kaydına bizzat gittiniz? Babaların yüreklerine girip Koca tabuları yıktınız?Siz, Bir evlata, bir fidana, aile oldunuz mu?Hiç takip ettiniz mi yaşlı teyzelerin ilaç saatlerini?

Size yurt kur da verilen din hizmetleri esnasında, “Hocam sigarayı bıraktım’” diye çığlık atıp boynunuza atılan oldu mu?Tüm Mahcubiyeti ile bir lise 3. sınıf öğrencisinin "Gusül almak nasıldı hocam? Şeeyyy! öğrenmiş idim ama hatırlamıyorum, yani nasıl yapıyorduk onu?" sorularını duymuş muydunuz, sadece evinizde mi anne idiniz veyahut Baba?Sübhaneke duasını yetmiş yaşında birisiyle ezber için talim etmenin, üniversite son sınıf öğrencisi ile ilk defa Fatiha suresini ezberlemesinin heyecanını yaşadınız mı? Kendinizi iki kuşak arasında köprü hissettiniz mi hiç? Yemek saatlerinde sohbet için gittiğiniz okullarda, herkes yemek yerken taşradan gelen bir kız öğrencinin bir elinde bir domates diğerinde ise bir parça ekmek ile sıra ile ısırdığına şahit oldunuz mu?Pansiyonlarda derslerin yoğunluğu, aileden uzak olmanın özlemi gibi bir çok stres yükünden kurtulup bir nefes almaya dönüşen haftalık sohbetler için merdivenlerden koşan coşkulu bir gençlik gördünüz mü? Siz hep elif ba mı öğretiriz sanırsınız? Elinde defter kalemi ile gelen , ablalara, teyzelere Türk alfabemizi de öğrettiniz mi?

Mesai saatine daha varken çıktığınızda evinizden, sobasını yakamayacak kadar hasta olanların önce sobalarını yakıp öyle gittiniz mi derse? Beğenmediğiniz imamlar gibi, cami avlusundan kaç genci hayata döndürdünüz, sokaklarda selam dâhi vermediğiniz görünce yolunuzu değiştirdiğiniz gençler, imamlarımızın odalarında hep baş köşededirler bir sıcak çaya bakar… Hiç asker uğurladınız mı kendi evladınız gidiyor gibi?

O sadece namaz kılıyor dediğiniz imamlar, semtlerinin manevi mühendisleridir. Hep gönül inşa ederler. Sizler ölülerinizi getirirsiniz oysa biz dirilerinizin derdindeyiz...Genç dimağlar, genç yürekler,  yaşlı gönüller de, dili, dinî, ırkı ne olursa olsun, bizim bahçemizin çiçeğidir...Siz varsın kapatılsın deyin, varsın ihtiyaç yok yatırım gerekmez deyin, ama darbeleri devirenler de, yolu camii avlusundan geçip, fıskiyelerde abdest alan o çocuklardı... İmam Hatiplerden çıkıp dünyanın gidişatına yön verenler de.Bir insanı öldürmek bir insanlığı öldürmek ise bir insanı yaşatmak, gönlüne dokunmak, yarasını sarmak da insanlığa hayat vermektir. Gelin hep beraber bu din ve diyanet hizmetini, Elif ba, abdest, namaz, diye kısır bir çizgiye koymayalım. Çünkü insanı kendine dert edinen herkes için kurumu, kuruluşu ne olursa olsun hizmet, bir hizmetten fazlasıdır...Yolumuz insan... Yükümüz insan.. Derdimiz insan.. Dermanımız yine insan...Bu yolun en aciz yayası olarak bu kanaatteyim..

YORUM EKLE
YORUMLAR
Fahri kkö
Fahri kkö - 12 ay Önce

Bu yazilanlarin hepsini 10 yil hizmet ederek yasadik ve dahasi 2011 yilinda yaz kursun da calisip kis kursunuz yok 8 ay kis kursu calisanlara kadro gelip o gunden bu gune surekli sinavlarla ve 2. Univertite okuyarak sendika ve partilerin secim beyannamesindeki vaadleri var diye umutla calistik.Simdi calismasaydiniz biz sozmu verdik diye cevap verenler var megerse hic hizmet etmemisiz.Eğer bundan sonra fahrilere kadro yok diye şer koysaydilar umut vermeseydiler kac kisi 10 yil calisirdi.Yasadiklarimizi kitap bile yapsak okuyan olmaz cunku herkes kendi derdine dusmuz fahri ismini bilmeyenler bile cok en guzeli ilkokul mezunu taseronda calisip kadro almak varmis. Şimdi kapi disari ve hic bir ozluk hakki yok yillarimizi vermisiz degerimiz yok.

SIRADAKİ HABER