Sırada Diyanet mi var ?

Sırada Diyanet mi var ?

Sırada Diyanet mi var?
15 Temmuz sonrası bütün cemaatler ve STK lar zarar gördü. Allah rızası için çok güzel çalışmalar yapan, fakir fukaraya sahip çıkan, öğrencilere yer yurt ayarlayan, burs veren, nesil yetiştirmeye çalışan, asla örgüt olmayan, şeffaflığa ve güvene dikkat eden insanlar kara kara düşünüyorlar. Yardımlar, bağışlar, zekatlar ve bilumum destekler suyunu çekti. En iyimser olan zengin bile bağışta bulunurken, isminin kayıtlara geçmesini istemiyor. Diğer yandan hadisler, mezhepler, hatta ayetler tartışılmaya başlandı. İnsanlar, mantıkları ve kısır bilgileriyle anlayamadıkları konularda yanlışa düşüyorlar, ayet, hadis ve mezhebin ne dediğini umursamıyorlar. Yaşadıkları hayatı destekleyen fikirler cazip geliyor. O yüzden de normal yaşamlarına ters olan ne varsa, ayet-hadis fark etmez, şüphe ile yaklaşıyorlar. Kendilerini destekleyen, abuk subuk görüşler sergileyen, sözde hocaları dinlemeyi tercih ediyorlar. Öyle bir ortam oluştu ki, yüz yıllardır yaşadığımız dinimiz, sanki değişmeliymiş, şimdiye kadar yanlış yapılıyormuş gibisinden bir hava hakim oldu. Müslümanlar, ehli sünnet çizgisi denilince bir cemaatten, mezhepten ve bölünmeden bahsedildiğini zanneder oldular. Emevilerin, Abbasilerin, Selçukluların, Osmanlıların ve Cumhuriyetin dinle ilgili hatalarının faturası, dine çıkarıldı. Hatta müslümanları içerden hançerlemek için kurulan örgütlerin bile çilesini çekmek müslümanlara kaldı. İslam, dini anlamayan ve yaşamayan müslümanların elinde oyuncak oldu. Açık yazmak gerekirse, islam en büyük zulmü müslümandan görüyor. İşine geldiği gibi dine yaklaşan, ona şekil veren, kesen, doğrayan müslümanlar, hem dinlerine sahip çıkmıyorlar, hem de ellerinden bırakmak istemiyorlar. Özellikle otorite ve din buluşmalarında, en çok zararı din gördü. İşte böyle bir zamanda diyanet tartışılmaya başlandı. Yüz binlerce çalışanıyla, müftüsüyle, vaiziyle, Kur'an Kursu hocasıyla, imamıyla, uzmanıyla, rehberiyle, danışmanıyla vs. insanlara hizmet eden bu kurumla ilgili gereksiz tartışmaların başlaması iyi olmadı. Son yıllarda Diyanet, çok açıldı. Çalışma sahasını genişletti. Üniversitelerde, yurtlarda, sokaklarda, hastanelerde, cezaevlerinde ve daha bir çok kurumda faaliyet göstermeye başladı. Klasik anlayıştan uzaklaştı ve toplumun ihtiyaçlarına göre hizmet sunmaya başladı. Aralarda yanlışı olsa da, halkın itimadını ve teveccühünü kazanmayı başardı. Diyaneti itibarsızlaştırmak ve bu gayretleri sekteye uğratmak, hiçbir müslümana fayda vermez. İnsanlar, oraya da itibar etmez hale gelirlerse, dinden tamamen uzaklaşırlar. Elhamdülillah müslümanız, dinimizle gurur duyuyoruz. Yaptığımız şahsi hatalarımız tamamıyla bize aittir. Dinimizin omurgası olan ehl-i sünnet alimlerinin hazırlamış oldukları bütün kitaplar başımızın tacıdır. Tefsir, hadis, akaid, kelam, fıkıh gibi ilimlerde otorite isimlerin yazdıkları ve yüz yıllardır okunan eserler, kabûlümüzdür. Şeriate ve hakikate dayalı tasavvufi anlayışa asla karşı değiliz. İbadetlerimizde ve günlük hayatımızda, mezhep imamlarımızın eserlerinden, fıkıh ve ilmihal kitaplarından faydalanmayı görev biliriz. Dinimizin değişmeye ihtiyacı yok. Güncel konuların çözüme kavuşturulması, dinin değiştiği anlamına gelmez. Ancak, müslümanın değişmeye ve diniyle tanışmaya ihtiyacı var. Allah, uydurulmuş din, kitaptaki din, mezhepler ve hadisler gereksiz gibi süslü laflarla genç beyinleri aldatan ve onları deizme sürüklemeye çalışan güruhun şerrinden müslümanları muhafaza etsin.

(Alıntı)

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER