Öne Çıkanlar tam liste Diyanet işleri başkanlığı dhbt kpss Erbaş diyanet PKK hain kalleş saldırı Hulusi Akar savunma bakanı dernek başkanı hazırlık ödeneği kuran kursu Göreve İade edilen diyanet pergoneli abdullah gül Zafer kutul amare 102.yil enflasyon zammı TÜRK İSTERSE İmam-hatip vuruldu osman dayı kuranı eliyle okuyor

Mülakatçının gözünden bir mülakat anısı

Mülakatçının gözünden bir mülakat anısı


---yaşanmış bir hikâye---

Birkaç yıl önce, bir vilâyetimizde, bir bakanlığın il müdürüydüm.
Bağlı bulunduğumuz,Genel Müdürlük başka üç ilin müdürleriyle birlikte bizi, o ilimizde personel almak üzere görevlendirdi.

Biz dört arkadaş birleşerek sözünü etdiğim ile gitdik. Önceden bizim için ayrılan misâfirhâneye yerleştik.
Şehre gelişimizi kimsenin duymasını istemiyorduk.
Zaten ben ve arkadaşlarım bu vilâyete ilk defâ geliyorduk.
Ne kimseyi tanıyorduk, ne de kimse bizi tanıyordu.
Arkadaşlar olarak hepimizin kanâati aynıydı, hak edeni kazandırmak.!!! 

Biliyorduk ki, katılım yoğun olacak ve herkes, maalesef bir referansla, bizi rahâtsız edecekdi.
Bunun için çok dikkâtli olmalıydık.O ile ikindi vakti varmışdık.

Kimseye görünmeden şehrin birâz dışındaki kenâr bir mahâllede, târihî bir câmiye gitdik. İkindi namâzı kılınmış, Câminin avlusu boşdu.
Osmanlı'dan kalma, mimârisi insânda manevî duygular uyandıran şirîn bir Câmîi.!

Dört arkadaş şadırvana oturarak abdest almaya başladık.
Mayıs ayının serin, sıcak havası da ayrı bir güzellik katıyordu çevreye.!!!
 
Ayakkabılarımı çıkarıp çoraplarımı da sıyırmaya başlamışdım ki, ayaklarımın önüne bir çift takunya kondu.
Takunyaların geldiği tarafa doğru şaşkınlıkla başımı çevirdim.
Yüzüme tebessümle bakan, orta boylu, esmerimsi ve yakışıklı diyebileceğimiz yirmi beş yaşlarında bir gençle göz göze geldim. 

Utangaçlığın vermiş olduğu çekingenlikle;
"Ben buraları bilirim, siz yabancıya benziyorsunuz, namâz kılana hizmet etmek, Allâh'ın rızâsını kazandırır. Allâh kabûl etsin" dedi.

Gencin tebessümü, davranışı, kibârlığı, her şeyden önce içden davranışı hepimizi çok etkiledi.
Sordum ki, "Sen kimsin? Adın nedir?"
--"Adım Bilâl, bu mahâllede oturuyorum."

Bir ân abdest almayı bırakarak gençle ilgilenmeye başladım.
Ne iş yapıyorsun Bilâl?
Birâz durakladı, amâ yüzündeki gülümsemeyi hiç eksik etmeden sorumu cevâblandırdı.!
-"Şimdi işim yok, amâ İnşâ-Allâh yakında işe gireceğim".!!!

O kadar inânarak söylüyordu ki bunu,
"Nasıl olacak o, Bilâl?" dedim.
Müthiş mütevekkil ve huzûrlu bir yüzle:
-"Üç gün sonra" dedi."
....Filân Müdürlükde sınavla personel alınacak. Rabbim, oraya girmeyi nasîb edecek İnşâ-Allâh" demez mi?.

Ben bir an neye uğradığımı şaşırmışdım. İşe alacak olan bizdik.
Arkadaşlarım da artık, Bilâl ile aramızda geçen konuşmalara dikkât kesilmişlerdi.

Peki, Bilâl" dedim.! Bu zamanda işe girmek zor, hem de çok zor.!

Senin torpilin var mı?Referansın kim? İşe nasıl gireceksin?
Bilâl o mütevekkil ve mütebessim hâlini kuşanarak, hepimizin üzerinde bomba tesîri bırakacak sözü söyleyiverdi:

-"Bir yetîmin referansı kim olur? 
Benim referansım Allâh Celle Celâluhudur. 
O ne güzel.! Dün gece O'na teheccüd namâzından sonra dilekçemi sundum. Hiç yetimin duâsını geri çevirir mi O" !???

Yâ Rabb'i.! Ne işe tutulmuşduk?
Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.
Gözlerimin buğulandığını ona göstermemeliydim.
Muslukdan avucuma su alıp yüzüme serpdim. Bilâl, baban yok mu? dedim.

-"Yok, ben üç yaşındayken ölmüş. Anneciğim büyütdü beni"!
Temiz bir sâflık üzerindeydi. Bütün söylediklerini gönülden söylüyordu. Bu o kadar meydânda idi ki kalbi adetâ yüzüne vurmuşdu.
Askerliğini yaptın mı Bilâl?
-"Yapdım yâ, hem de çavuş olarak"!

Artık Bilâl'i daha yakından tanımalıydım, çünkü;  o tanınmayı çokdan hak etmişdi.
Evli misin Bilal? Bir anda gözleri yere düşdü.Yine o mütevekkil hâli üzerindeydi.
Utanarak sözünü sürdürdü.
-"He yâ, evli değil de sözlüyüm.
İnşâ-Allâh, işe girer girmez düğünümü yapacağım".!!!

Bilâl'ciğim, üç gün sonraki sınav için o kadar kesin konuşuyorsun ki, sanki sınavı kazanmış gibisin.!!!

Susdu ! Başını kaldırdı ve gözlerini ufka dikdi hemen cevâb vermedi, daldı.
Yüzünün rengi bir beyâzlaşıyor, bir sararıyordu.
Biraz sonra gözleri ufka dikili olarak ve sesine bir gizemlilik katarak şunları söyledi:
-"Ben Rabb'imi çok seviyorum, inânıyorum ki, o da beni seviyor.! Seven seveni korumaz, ona yardım etmez mi? Seven seveni hiç yüz üstü bırakdığı görülmüş müdür?”

Artık, söyleyecek lâf bulamıyordum. Bilâl öylesine bir kalb taşıyordu ki, Allâh bizi kocaman kocaman müdürleri, Bilâl kuluna hizmet ettirmek için ayağına göndermişdi.

Kim müdürdü, kim işçi olacakdı? Bilâl dilekçesini en büyük makama sununca melekler harekete geçdiler! 

Daireler, müdürler harekete geçdiler ve hep birlikde Bilâl kulun ayağına koşmaya başladılar. Çünkü emîr büyük makamdandı.
Allâh'a mâlik olan insânın mahrûmiyeti söz konusu olabilir miydi? Sormaya devâm etdim, içim titriyordu.

Bilâl, sözlünü nasıl buldun?
Bu zamanda hem yetîm, hem işsize kim kız verir ki?"
Başını salladı ve "doğru" diyerek ekledi;
-"Zor nişânlandım yâ, Allâh râzı olsun. Kayınpederim olacak olan insân, iyi bir Müslümân ve hakîki bir mü'mîn.
‘Bu zamanda namâzında niyâzında damat nerde bulunur, hem rızkı veren Allâh'dır’ dedi ve kızını bana verdi. Rabb"im rızkımızı verecek İnşâ-Allâh"

Bilâl, senin bu tarz yetişmene neden olan, seni bu mütevekkil hâle getiren bir sır olsa gerek.!
-“Eğer ona sır denilirse, var. Sevgili anneciğim bana hiç harâm lokma yedirmediğini söyler."

”Bilâl lise mezûnuydu, üç yüz kişinin katıldığı yazılı sınavı başarıyla geçerek ilk yetmiş kişinin arasına girdi.
Şimdi mülâkata girecekdi..Ve bizler, önümüze sunulan, Bakanlık dâhil, bütün referansları bir kenâra koyarak Bilâl'ın referansını en öne aldık.!!!

Mülâkat gününe kadar bizi göremedi, kim olduğumuzu da zaten bilmiyordu.?
Mülâkat günü geldi çatdı. Bizler merak ediyorduk, acaba bizi karşısında görünce nasıl tepki verecekdi?

Adı okundu, içeri girdi. heyecândan olacak, bizi birden fark edemedi, zaten kıyâfetlerimiz de değişmişti. Biz susmuşduk, o da başını yavaş yavaş kaldırarak bize bakdı.
Birden şaşırır gibi oldu, yüzü kızardı ve gözleri yere düşdü.!!!

Sessizliği bozdum ve Bilâl, bizi tanımadın mı" dedim.
-"Evet".
Peki, ne diyeceksin şimdi?

Ağlamaya başladı, çocuk gibi hıçkırıyordu.
Artık biz de dayanamamıştık, ona uyduk.
Sabâ makamında hıçkırıklar boğazımıza düğümlenmişti. O da öylesine bir havaya bürünmüşdü ki, bazı manevî şeylere elle dokunmak mümkündü, adetâ.!!!

Bilâl ellerini Rabb'ine kaldırdı ve:
"Ey Rabb'im.! Ben hâlimi sana sunmuşdum, içimi sana açmışdım, şimdi burada müdürlerime karşı mahcûbum.
Ey Allâh'ım, ben Sen'den, başkasından istememeyi istedim. Beni yalnız Sana muhtâç eyle dedim".

Bir an bir sessizlik oldu.Arkasından hüzün dolu bir sesle;
-"Ne olur, izin verin çıkayım" dedi.

Peki, Bilâl dedik, güle güle git.!
Allâh işini, aşını, eşini mübârek kılsın".!!!

Allâh'dan isteyenler murâdlarına erdiler de, O’ndan başkasından isteyenler helâk oldular. 
Allâh dilerse bütün dünyâyı Bilâl'lere hizmetçi yapar.!!!

Bizi yapmadı mı?.Fakat Bilâl'in yüreğine ve sâflığına ulaşmak gerek.!
"Referansım Allâh'dır" diyenlerden olabilmek dileğiyle, kalın sağlıcakla.!

E. Hâk.Yusuf Zabun

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.